Karahans Blog

Sammelstelle für meine Beiträge

Tercüme ve alıntı – İki yanlış bir doğru etmez

Tercümelerin sebep olduğu tahriflerden her zaman bahsederiz. Şüphesiz her tercüme ne kadar özenle hazırlanmış olsa da bir tür tahriftir. İstese de orjinal metni tam olarak veremez. Tercüme metinlerde ise en hassas davranılması gereken konu, bu metinlerden yapılacak alıntılardır. Alıntı yapmak ile metnin bir bölümünü doğal bağlamından koparırsınız. Alıntıladığınız ifade yada cümle, ya metnin önemli bir ifadesidir, yada bulunduğu bağlamı özetleyebilir durumdadır. Peki ya alıntı zâten tercüme ile nisbeten tahrif edilmiş olan metni daha da tahrif ederse.

Bunun arkasında kötü niyetin olması da gerekmiyor. Bazen bir metnin içinde "doğru" tercüme edilmiş olan bir cümle, alıntılandığında asıl bağlamının tam tersini dahi ifade edebilir. Bunun bir örneğini geçenlerde iyi bir dost ile bir yazışmada görmüştük. Arkadaşım İmam Gazzali'nin bir ifadesini alıntılamıştı: "Islam'a, Islam'in onaylamadigi bir yolla yardim etmek isteyen kimsenin zarari, Islam'in onayladigi bir yolu kullanarak zarar verenin zararindan daha büyüktür."

Bu ifade dikkatimi çekmişti, çünkü bu İmam Gazzali'den benimde severek alıntıladığım bir ifade idi, ama benim aklımda olan versyon bundan tamamen farklıydı.

Benim aklımda kalan DIA'daki Gazzali maddesinde geçen Mustafa Çağrıcı hocanın tercümesi imiş, ki, sanırım, o da ifadeyi mealen vermiş: "Yanlış yöntemlerle dini destekleyenlerin ona vereceği zarar, doğru yöntemlerle dini eleştirenlerin vereceği zarardan daha büyüktür."

Bekir Karlığa hocanın tercümesi daha farklı: "Şeriata, (şeriat) yolunun dışında yardım etmek isteyen kimsenin zararı; şeriata (şeriat yoluyla) darbe vurmak isteyen kişinin zararından daha çoktur. Nitekim 'Akıllı düşman cahil dosttan daha hayırlıdır' denilmiştir." 

Rahmetli Bekir Sadak hocanın tercümesi ise şöyle: "Dinin, din yolundan başka bir yolla kendisinin yardımcı olmak isteyen kimseden gördüğü zarar, din yolu ile dine darbe indiren kimsenin zararından daha çoktur. Nitekim 'Akıllı düşman, cahil ve akılsız dosttan hayırlıdır' denilmiştir." 

Orijinal metinde şöyle: وضرر الشرع ممَّن ينصره لا بطريقه أكثر من ضرره ممّن يطعن فيه بطريقة. وهو كما قيل: عدوّ عاقل خير من صديق جاهل

İfade Tehafüt el felasife'nin ikinci mukaddimesinde geçiyor. Birebir ve bir bütün olarak tercüme edildiğinde Karlığa ve Sadak hocaların tercümeleri aslına uygun şüphesiz. Ama bağlamından ayrı olarak kullanıldığında yanlış anlaşılmaya sebebiyet veriyor. Ama Hocalarda zaten bağlamsız alıntı yapmamışlar, kitap tercümesi içinde bu ifadeler kendi bağlamları dahilinde tercüme edilmişler. Mustafa Çağrıcı hoca DİA makalesinde ifadeyi alıntıladığı için, tercümeyi kelimesi kelimesine değil, ifadenin bağlamını da içine katacak şekilde tercüme etmiş.

Alıntılanan ifadenin bağlamına baktığımızda şöyle bir manzara ortaya çıkıyor. İmam Gazzali bu çalışması (Tehafüt) ile hesap ve gözlem ile tesbit edilen bilgileri ret etmek istemediğini ifade ediyor. Bunlar için mesela güneşin doğuş ve batış vakitleri, hatta güneş tutulması gibi olayların önceden gözlem ve hesap ile belirlenebilmesini örnek olarak veriyor. Bir insan bu tecrübelere "bunlar şeriata aykırıdır" dediğinde, bu bilgiler hakkında değil, şeriat hakkında şüphe edilmesine sebep verir kanaatinde. Sonrada yukarıda tercümelerini verdiğimiz cümleyi kullanıyor.

Posted in Wissenschaft | Tagged , , , | 8 Comments

8 Responses to Tercüme ve alıntı – İki yanlış bir doğru etmez

  1. Yilmaz Gümüs says:

    Her bir tercümenin bir acidan bir tahrif oldugunu yazmissin (ki katiliyorum). Mealler hakkindaki fikirlerini de alabilirmiyim?

  2. Tahrif kelimesini o kadar da olumsuz manada kullanmıyorum. Sadece bir tesbitte bulunuyorum, ki o da bir dilden başka bir dilden aktarımda ister istemez farklılıklar olacaktır. Çünkü her dilin oluştuğu ve oluşturduğu bir çevresi vardır. Kendi tasavvurları, kendi metaforları vardır. Ve bunları her zaman bire bir diğer dile aktarmak mümkün değil desem, sıkıntıyı hafife bile almış olurum. Bazen bir dili kendi içinde anlamak bile kolay olmuyor. Basit bir örnek: Bugün yolun benim siteye düştüğünde, gerçekte düşen ne oluyor, yada düşen herhangi bir şey oluyormu.

    Bu sıkıntıların edebi bir dile ve icaz’a sahip Kur’an’ı Kerim’in meallerinde/tercümelerinde çok daha yoğun yaşandığını sanırım sadece ben düşünmemekteyim. Bu konuda Dücane hocanın “Kur’an, Dil ve Siyaset üzerine söyleşiler” diye güzel bir çalışması vardı (1998′den, daha o kadar da şöhret ve uzun saç sahibi olmadan :) ). Ayrıca nuzül dönemi ile aramızdaki her açıdan var olan mesafe de bu tür çabaları kolaylaştırmayacaktır. Bu konuda Mustafa Öztürk’ün de ilginç çalışmaları var, kafa karışıklığını biraz daha arttırmak için tavsiye ederim ;)

  3. Serdar says:

    Aslinda her tercüme bir yorum demek daha dogru olur.

  4. Yilmaz Gümüs says:

    Evet, sadece sen degil, bende öyle düsünmekteyim mealler konusunda. Soruyu ve tartismayi biraz daha netlestireyim ki kafa karisikligi sayet hasil olacaksa bizde veya baskalarinda daha net bir kafa karisikligi olsun: Bizler, yani bugünün insanlari, Kuran’i anlayabilirmiyiz? Sayet Kuran bize Allah’in insanlarin dünya ve ahiret saadetlerine kavusmalari icin bir kaynak kitap ise o zaman bizim Kuran ile aramiza dil ile birlikte niye bir mesafe girmis olabilir. Sayet böyle bir mesafe var ise ve ama ayni zamanda Allah’in insanlarin belirli sekillerde yasama gibi muradi ve insanlarin bu dogrultuda bir imtihani var ise, o zaman bu murada ulasmak ve imtihanda basarili bir performans cizmek isteyen insan bu mesafeyi nasil asacak? Herhalde bu sorular giris icin is görür kanaatindeyim. Tabi ki bu sorular, sadece sana yönelttigim test mahiyetinde sorulmus sorular degil. Ilgi duyan ve bu konuda fikir beyan etmek isteyen herkes icin gecerli. Beraber düsünelim, fikirlerimizden istifade edelim, birbirimize ufuklar acalim diye.

  5. Serhan Simsek says:

    Peygamber efendimiz dini süphesiz en iyi bilenimizdi. O ki Salmani Farisinin Fatiha suresini tercüme istegine karsi cikmamis hatta Müsade vermis. S.Farisi Fatiha nin Farsca tercümesini okuyup okuyamayacaklarini soran irkdaslarina bunun olabilecegini bildirmekle kalmamis,Fatiha yi Farsca ya cevirerek kendisine bas vuran kisilere Göndermistir ( Bk. Serahsi;Mebsut,1/36-37( Bk. Tacu’s-seria;Nihayetu Hasiyeti’l-Hidaye,Kiraat bölümü;Abhülhayy el-leknevi,Hidaye serhi,Dehli,1915 baskisi,sy,86.not:1;Muhammed Hamidullah;Kuran-i kerim tarihi ,sy;108 )
    Hatta bu olaya dayanarak IMAMI AZAM EBU HANIFE tercüme hatta tercümeyle ibadete bile müsade vernis

    LAFIN KISASI hal böyleyken hadi Imami azami gec PEYGAMBER bile bu olayi o kadar büyütülecek bir durum olarak degerlendirmemis ise hatta Cevaz vermis ise BIZE NE OLUYOR da HASSASLASIYORUZ bu kadar ????????.

  6. Serhan Simsek says:

    Zira anlam kaymasi tehlikesi o dönemde de vardi ve peygamber efendimizin farsca bildigine dair elimizde hicbir veri yok.

  7. Bekir Altas says:

    Son devrin Seyhülislam’larindan Mustafa Sabri Efendi, Mes’eletü Tercümeti’l-Kur’an adli eserinde, Kur’an tercümesinin arkasında gizli ve sinsi emeller oldugunu ve meal calismalarinin dinimizi icten yikma planlarinin bir tezahürü oldugunu acikliyor. Mustafa Efendi’nin komplo tertibini anlamak icin yasadigi dönemdeki siyasi calkantilari göz önünde tutmak lazim süphesiz. Osmanli Imparatolugunun yikilis döneminden bahsediyoruz. Ama Mustafa Efendi’nin bu sonuca varmasinin asil sebebi (Engin örnekleriyle sundu) tercümelerin tahrif ve tahrip gücü. Buraya kadar islam dünyasindaki düsünce ekolleri arasinda herhangi bir farklilik yok sanirim. Farkliliklar bu gercekten hareketle nasil bir yol izlenecegi ile ilgili olsa gerek (Yilmaz’in yönelttigi sorular). Mustafa Efendi’nin (günümüzde de örnegin Ebubekir Sifil) bundan cikardigi sonuc meal calismalarinin reddedilmesi ve özellikle “avam” tarafindan okunmamasidir. Özellikle Ebubekir Sifil Din’in, meallerden, Kur’an tefsirlerinden degil, hocalardan ögrenilmesi gerektigini düsünüyor. Karsi görüs ise gerek meallerin gerekse tefsir calismalarinin okuyucu tarafindan bir yorum olarak algilandigi takdirde sorun teskil etmedigi hatta zenginlik oldugu yönünde. Bu iki görüs arasinda kisinin yapacagi secim, pratik hayata azami derecede yansimaktadir.

  8. Yilmaz Gümüs says:

    Serhan’in verdigi örnek cok önemli olmakla birlikte cevabini da icinde barindiran bir cevap. Peygamber terbiyesinden aracisiz olarak gecmis ve zaman ruhu denen olguya birebir sahit olup yasamis birinin vakif oldugu farkli bir dile Kuran’i meallendirerek tasimasi meal karsiti bir düsünce icin ancak istisnai bir durum ortaya koyar. Kaldi ki, Resulullah (sav)’in iki cesitli rivayete göre Kuran’i kendi anlayisina göre yorumlayanlar ile ilgili cok sert ifadeler kullandigi da ulasmis bizlere. Bir mealin/tercümenin de yorum oldugu hepimizce malum.
    Imam Ebu Hanife’nin tutumu ise birilerinin sevkini kirmamak icin bir ruhsat olarak degerlendirilmeli.

    Fakat bu cevaplarim Kuran’in meallendirilmesine prensip olarak karsiyim gibi algilanmasin. Prensip olarak mealin gerekliligine inaniyorum. Fakat benim tercih ettigim meal kisinin tercihinin minimuma indigi ve Kuran’in indigindeki algiyi baz alan ve günümüze tasinir yönlerini de günümüze hatta okuyacak kitleye göre uyarlanan meallendirmelerdir. Bunun konumuzla alakasi yok.
    Ancak yakin zamanda yasadigim bir olayi naklederek, meallerin bizleri ne hallere soktugunun örnegini vermek istiyorum.
    Cok taninmis, sevilen ve takip edilen bir yazarimiz ve tv program yapimcimizla ayni ortamda oturuyoruz. Kendisi gectigimiz yillarda cemaat degistirmis; sebebi önemli degil. Son yillarda yer edinmeye basladigi cemaatinin hayranlikla bahsettigi imaminin/hocasinin da yakin zamanda bir meal calismasi piyasaya cikti. Bize kendi kitaplarindan birinden bir seyler okurken karsimiza bir ayet cikti. Kitabini yazdigi zaman bu yeni imamini takip etmedigi ve o zaman da bu hocanin da zaten mealinin de olmadigi icin ayeti “klasik” meallerden edinmis anlasilan. Kendi kitabinda “secde et ve yaklas” diye verdigi ayeti bir de o yeni mealden okuma ihtiyaci hissetti. O mealde ise ayet kücük bir farkla “secde et ve yaklasmaya gayret et” diye geciyordu. Ee bende sordum tabi ki, secde edince yaklasiyormuyuz yoksa yaklasmaya sadece gayret mi etmis oluyoruz diye. Cevap, “O hoca öyle yorumlamis” gibi bos bir cevapti. Neyse dedik, fazla irdelemedik. Ta ki baska bir yerde baska bir ayete denk gelene kadar. Anlatilan vaka su: Ibrahim (as) Allah’in yeniden diriltme kudretine inandigini belirtir fakat tatmin olmak istedigi icin O’ndan bir örnek ister. Allah da ona bir meselle kendi kudreti hakkinda bir örnek sunar. Meshur meselde, Ibrahim (as)’a -hatirladigim kadariyla- kus yetistirmesini/ kendine alistirmasini, büyüdükten sonra “öldürüp parcalamasini” ve parcalari da dört dagin tepelerine koyarak kendine cagirmasini söyler. Bu cagrinin sonucunda kusun canlanip ona dogru ucacagini bildirir. Aklimda kaldigi kadariyla. Kitabindan bunu okuduktan sonra yine malum meale yönelir. Fakat bu mealde ‚öldürüp parcalama’ yok. Kusu veya kuslari yetistirdikten sonra dagin tepelerine koymasi ve kendisine cagirmasi yaziyor yeni mealimizde. Sadece gülümseyip “hmm” dedim. Kafasi karisti biraz. Baska bir meal istedi. Gelen meal onun hocasiyla fikriyati birbirine genel manada uyumlu bir zata ait bir meal idi. Tahminim dogru cikti; o mealde de öldürüp parcalama yok. “O da mi öldürüp parcalamamis” dedim gülümseyerek. “Evet.” “Niye böyle sizce?” dedim. Cevap: “Öldürüp diriltmeye verilecek olan misalin öldürüp diriltmeyle verilmesi dogru olmaz. Hoca öldürüp diriltmeye mesel olarak ayni meseli vermeyi tercih etmemis.” “Yani,” dedim, “Allah’in eksik kaldigi ve uygunsuz olarak verdigi meseli … hoca böylelikle tamamlamis mi oldu” dedim. Cevap yok.

    Su bir gercek ki, Mehmet Sabri Efendi’nin hassasiyetinden bihaber olarak ve Ebubekir Sifil’in tavrini da devam ettiren biri olarak degil, kendi fikrini ortaya koyma gayretinde biri olarak, meallerin birilerinin ortaya cikip “Herkes bu dini yanlis anlamis, bu din hatta yüzyillardir yanlis anlasilmis, eksik anlasilmis, ben simdi size gercekleri ögretecem” tarzinda ortaya cikmis olmasidir. Yüzyillardir mealsiz olan insanimiz sanki bu dini idrak edememis, saf saf yasamis. Oysa biz simdi ‘vahiy tarafindan aracisiz olarak insa edilecegiz’” gibi romantik cümleler ile yaklastiriliyoruz meallere. Etkileyici bir pazarlama teknigi. Beklenti ne? Bu dini klasik anlayistan (yani yanlis, eksik, bizim yaslilarin yalan yanlis edindigi anlayis ve bugüne kadar ki alim olarak kabul görmüs ve fakat ümmeti ama hep kandirmis veya kapasitesiz insanlarin anlayisindan) ayird ederek yeniden kesfetmek ve kamil bir sekilde yasamak. Peki bu mümkün mü?

    Benim sordugum sorularla varmak istedigim nokta da bu idi zaten. Kimse Kuran okuyarak daha kamil bir mümin olmaz, sayet o Kuran sizi Resulullah uygulamalarina ve kacinilmaz olarak da sahabenin yasantisina yönlendirmiyorsa. Resulullah uygulamasi ve zamanin Kuran idraki ise bizi kacinilmaz olarak nakil isine yönlendirir. Ama Kuran’i peygamberden, peygamberi sahabeden koparttigimiz takdirde elimizde yasanamaz bir dinden bahseden bir Kuran kalir. Örnek: Oruc tutarken kendimizi neyden tutacagimizi ögrenemiyoruz Kuran’dan. Veya Kuran’i kelimesi kelimesine ele alirsak oruc tutarken aksamdan sabaha kadar (durmaksizin) yememiz gerekyior.

    Tabi ki Kuran’in icinde cok carpici ayetler vardir insan hayatini birden degistirecek türden. Fakat Kuran ayni zamanda insanin kafasini allak bullak edecek ayetleri de icinde barindiran bir kitaptir. Kuran’i okuyunca benim edinecegim, babamin edinecegi ve kizimin edinecegi ayni sey degilir, oysa hepimiz de akil baligiz :)

    Bekir kardesim’in söyledigine ek olsun:. E. Sifil tefsir okunmasinda bir sakinca görmüyor -cok da gerekli görmemekle beraber. Hatta kisa tefsirlerin insanlar tarafindan rahat okunabilecegini söyler. Fakat onun dedigi gibi öncelikli olarak Kuran’a hakim insanlarin derslerine ve sohbetlerine katilinmasini daha saglikli bulur.
    Karsi görüs, mealleri bir yorum olarak algilamayi ön sart kosmuyor. Tam aksine, herkesin Kuran’i anlayip hayatina tatbik edebilecek kapasitede oldugunu söyler. Bu durumda her okuma, her meal ayni zamanda hakikattir bu anlayisa göre.

    Gelelim sadede; Kuran’in direkt muhataplarinin onun hayata tatbikini göz ardi eden meal/tefsir eksiktir, yetersizdir ve sonuca götürmekten cok cok uzaktir. Kelimelerin köklerine inerek yapilan yorumlar da laf cambazligindan öte bir sey ifade etmez, baglamindan uzak ele alindiginda.

    Bence…

    ( her ne kadar bir insan kendi fikri icin bence diyebilirse tabi ki:))

Hinterlasse eine Antwort

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

[x]
per email an:
speichern & weitersagen - powered by JottsPlugs