Aslında bu günlerde çok daha mutlu olmalıydık. Hicret’ten bahsetmeliydik bu günlerde, hicretin bize verdiklerinden, insanlığa kazandırdıklarından. İslam’ın yeşerişine sevinmeli, Medine’li Ensar ile birlikte „Talael bedru“ demeliydik. Ama sevinmeye, mutlu olmaya ne dilimiz el veriyor, nede gönlümüz buna müsaade ediyor.
700’den fazla mazlum insan öldürülürken, kadın ve çocuklarınız Israil bombalarıyla katledilirken, zalim İsrail yine coğrafyanızı ölüm tuzağına çevirirken, sevinemiyor, bu günün mutluluğunu yaşayamıyoruz.
Haber kanallarından bize yansıyan bilgilere göre aralarında çok sayıda çocuk ve kadının bulunduğu 700’den fazla filistinli İsrail’in kurbanı oldu. Binlerce yaralı insan, yaralarına pansuman olabilecek ne sargı nede ilaç bulabilmekte. Gazze’de, zaten normal hayatta ihtiyaca cevap vermeyen hastaneler bu saldırı nedeniyle doldu. Ölülerin hemen yanıbaşında yaralılar olmayan elektrik ve su ile tedavi edilmeye çalışılıyor.
Gazze’ye yağan bombalar, füzeler öldürdü onları. Bazılarını sokak ortasında vurdular, bazılarını garib yataklarında. En çok küçük ölü vücutlar kahretti bizi, yaralı çocukların acı dolu çığlıkları. Ve mazlumun kanı aktı, bir haftadan beri.
Su yoktu zaten yeterince Gazze’de, ekmek yoktu. Ambulans’ın deposunu doldurcak benzin dahi yoktu. Ve olmayan bu altyapı daha da hasar gördü, belki de yok oldu tamamen. Geçmişleri olduğu gibi gelecekleri de vuruldu garib Gazzelilerin. Ölmeyenler için geriye hayat değil, sefalet kaldı.
Gazze’yi bu hale getiren terör, devlet terörüdür. Bu devlet terörüdürki, bölgedeki Filistin varlığını yok etmeye çalışmaktadır. Filistin varlığı, 60 yıldan beri dünya haritasından silinme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu son Israil saldırganlığı bu tehlikeyi biraz daha artırmıştır.
Filistin halkı tank ve bombalarla acımasızca ve vahşice vurulmuştur. Bu halk ki onlarca yıldır işgal altında ve baskı altında yaşamaktadır. Özgürlük ortamında doğan Filistinli bir nesil kalmadı neredeyse, silah baskısı altında büyümeyen bir nesilden bahsetmekse imkansız. Devlet onlar için hiç bir zaman hizmet eden bir kurum olmamıştı. Aksine, oğullarını ellerinden alan, kendilerini annesiz babasız bırakan ve isyan edip taş attıklarındaysa, kendilerine kurşun sıkan işte bu devletti.
Filistin halkının toprakları işgal altındadır. Evlerinden edilmiş, yurtlarından kovulmuş, vatanlarından atılmış mazlum bir halktır onlar. 40 yıldır evlerine geri dönemeyen Filistinli mülteciler var, ama 40 yıldır da kendi topraklarında mülteci hayatı yaşamak zorunda kalan Filistinliler de. Tarih onlarla birlikte öz yurdunda mülteci bir halka da şahit oluyor. 40 yıldır zulmü tatmakta bu insanlar, bu insanların en yakınları 40 yıldır hapsedilmekte. Yine bu insanların en yakınları 40 yıldır devlet terörüyle can vermekte. Tıpkı yeni şehid olan 700 mazlum gibi.
Kendi topraklarında çevresi utanç duvarlarıyla çevrilmiş büyük açık hava hapishanelerinde yaşamak zorunda kalmaları yetmiyormuş gibi, birde canlarına ve mallarına kast edildi.
Gelin hep birlikte dayanışma içerisinde olduğumuz Filistin halkının hallerini bir düşünelim. Bizimde çocuklarımız var. İlk görevimizin onları korumak ve kollamak olduğunu biliyoruz. Bir anne olarak evladımızı korumaktan aciz olduğumuz, bir baba olarak evladımızı gözetmekten aciz olduğumuz bir durumda halimiz ne olurdu? Her zaman yanlarında olacağımıza, onları yanlız bırakmayacağımıza söz veremediğimizi bir düşünelim. Ve çocuklarımıza gelecekleri ile ilgili bir umut veremediğimizi de bir düşünelim. İşte, Gazze’deki insanların hali bu.
Ve o çocukları düşünelim. Çocuklukları olmayan o çocukları. Her insan gibi onlarda masum geldiler dünyaya. Hiçbir suçları yoktu, ama buna rağmen işgale mahkum olarak doğdular. Tüm hayatları işgal altında, bitmek bilmeyen saldırılar altında geçen çocukları! Yetişkinlerin bile ruh hallerini bozan işgal ortamında yetişen bu çocukları! Geleceğe yönelik umudu olamayan, hayatlarında kinden başka birşey tanıma imkanı olmayan çocukları! Annesinin babasının dahi kendisini koruyamadığını fark eden çocukları!
Olup bitenleri ekrandan izliyoruz, gazeteden okuyoruz. Evet, her seferinde içimiz sızlıyor. Ama, yinede çabuk unutuyoruz.
Oysa, hissetmemiz gereken sadece kısa bir yürek sızlaması mı? Onların susuzluğunu da, açlığını da hissetmemiz gerekmez mi? Onların yetimliğini, evlat kaybını da hissetmemiz gerekmiyor mu? 0nların yaşadığı acıları yüreğimizin en derin yerlerinde hissetmemiz gerekmiyor mu?
Ama, sadece o acıyı hissetmekle kalmamalıyız, elimizden gelen bütün insanî yardımlarla da kardeşlerimize destek olmalıyız. Filistinli kardeşlerimizin acılarını dindirmek için, onlara ihtiyaçları olan gıda ve ilacı ulaştırabilmek için gereken tüm fedakarlıkları yapmamız gerekiyor.
Ve bugün olduğu gibi, sesimizi çıkarmamız gerekiyor. Tüm dünya sussada ses çıkarmasada, Gazze’yi unutmayan, unutmayacak olan insanların olduğunu göstermemiz gerekiyor. Mazlum Filistin halkı için yükselen sesimizi, kesmemeliyiz.
En önemlisi, kardeşlerimiz için dua etmeliyiz. Dualarımız, bizim onlarla olan en içten bağlarımızdır. Ama sadece öylesine dua etmemeliyiz. Sıcak yataklarımızdan kalkıp, kendi rahatımızı bozup etmeliyiz dualarımızı. Başka kimsenin olmadığı, riya tehlikesinin olmadığı bir ortamda, sadece ve sadece Rabbimizin huzuruna çıkarak, sadece ondan istemeliyiz.
Ve gözyaşlarımız kardeşlerimiz için akmalı. Yüreğimizdeki sızı eyleme geçmeli, gözyaşına dönüşmeli. Kendimiz için değil, kendi ihtiyaçlarımız için değil. Kardeşlerimizin feryadlarına tercüman olmalıyız, niyazımız onlar için olmalı, yakarışımız onlar için. Kan ağlayan çocuklar için dua etmeliyiz, elleri semaya kalkan anne babalar için.
Dualarımız onlara olan bağımızın ifadesi olsun. Mahlukatın hakimine muhtaç niyazımız. Biz ancak ona kulluk eder, ancak ondan yardım dileriz. Ondan yüreğimizi parçalarcasına istemeliyiz, ömrümüzde kendimiz için daha hiç istemediğimiz bir şekilde.
Dualarımız mazlumlar ile olacak, beddualarımız zalimler ile. Gazzelilerin özgürlüğü için dua edeceğiz, onların huzur bulmaları için dua edeceğiz. Ve onları unutmayacağız, ağlayan çocukları, mazlum Filistinlileri, işgal altında olan kutsal toprakları.
Ya Rab, onlara yardım et! Bu zulümden onları kurtar! Onlara özgürlüklerini ver, senin barış ve huzurunu ver. Onlara dünyada da ahirette de afiyet ver ya Rab!

0 Responses
Stay in touch with the conversation, subscribe to the RSS feed for comments on this post.